LAVANTA KOKULU GECELERİYLE GİRNE
seyahat | 27 Mart 2008
Girne Başkent Lefkoşa’ya yaklaşık yarım saat mesafede çok güzel bir sahil şehri. Egzotik limanı, yemyeşil dağları ve sahil şeridi ile tam bir tatil beldesi. Girne’nin MÖ 10. yüzyılda Peleponez’den göçen Akalar tarafından kurulduğu söylenir. İddiaya gore Akalar, kurdukları bu kente anayurtlarındaki Kyrenia dağlarının adını vermişlerdir. Bir başka görüş ise Girne’ye ilk yerleşenlerin MÖ 9. yüzyılda adanın kıyılarında ticaret kolonileri kuran Fenikeliler olduğudur.Roma kaynaklarında ise Girne’nin adı Corineum olarak geçmektedir. Bizans döneminde birkaç kez Araplar ve korsanlar tarafından ele geçirilen şehrin tarihi, adanın genel tarihi ile benzerlik gösterir. Girne’de ilk görülmesi gereken yer eski limandır. At nalı şeklinde inşa edilmiş olan liman, şehrin odak noktasındadır. Tarihi Girne Limanı, rengarenk balıkçı tekneleri, limana demir atmış yatları, her daim canlı olan kafe ve restoranları ile turistler için olduğu gibi yerli halk için hayata kaynaklık etmektedir. Liman’ı çevreleyen restoranlarda zengin yemek menüleri ile tarihi limanı seyrederek yemek keyfi yaşamak mümkündür.Girne Limanı’nın doğu ucunda bulunan Girne kalesi, 7. yüzyılda Bizanslılar tarafından Arap istilasına karşı şehri korumak amacıyla inşa edilmiş. Kaleye Lüzinyan ve Venedikliler döneminde eklemeler yapılmış. Aradan geçen onca yıla rağmen hala sapasağlam duran kale, Girne’nin en etkileyici yapıtlarından biri.
Tarihin derinliklerindeki Batık Gemi
Girne Kalesi’ni gezerken hemen kalenin içinde yer alan Batık Gemi Müzesi’ni es geçmek olmaz. Bu müzede sergilenen gemi enkazı bugüne dek dünya üzerinde bulunmuş en eski batık gemi enkazı olma özelliğini taşıyor. Batıktan elde edilen buluntular geminin milattan önce 300 yıllarında bir fırtına sonucu batan bir Suriye ticaret gemisi olduğunu gösteriyor. Bu batık gemiyi seyrederken insanın ister istemez tüyleri ürperiyor çünkü tarihin derinliklerinden gelen böylesi bir gemiyle karşılaşmak insanın aklında mistik düşünceler çağrıştıyor. En çok da Nuh’un gemisi geliyor insanın aklına. Bu bakımdan bu batık gemiyi görmek gerekiyor.
Bellapais Manastırı
Girne’de bulunan bir başka önemli eser de Bellapais Manastırı. Manastır 1158 ve 1205 yılları arasında inşa edilmiş. Kuzey sahillerinin tümüne hükmedebilen görüşü ve güzel dağ manzarası ile Kıbrıs’ta gotik mimari tarzının görülmesi gereken en önemli eserlerinden biridir. Manastır’da bugün konser salonu olarak kullanılan bir de salon mevcuttur ki bu salon savaş yıllarında kurşun yağmuruna tutulmuş bugün halen kurşun izleri bulunmaktadır.
Girne’den anlatacağımız son tarihi eser Saint Hillarion Kalesi olacak. Kale Girne’nin yüksek dağının zirve noktalarından birinden bulunuyor. Kalenin adını Arap istilası sırasında Kudüs’ten kaçan ve ölene dek kalenin tepesindeki bir mağarada münzevi olarak yaşan bir azizden aldığı sanılıyor. 10 yüzyılda bu bölgede bir manastır ve kilise inşa edilmiş, Lüzinyanlar da bu manastırı sonraları kaleye çevirmişlerdir. Saint Hillarion kalesinden müthiş bir Girne manzarası bulmak mümkündür. Çok yüksek olan dağın tepesindeki bu kaleyi karşıdan gören diğer kalelere Girne’ye her hangi bir saldırı yahut akın olacağı zaman mesajlar iletilirmiş. Yani bir bakıma Saint Hillarion kalesi liman şehri Girne’nin gözetleme kulesi görevini de görmekteymiş.
Umut Yavuz





